
Müslümanca düşünmeyi öğreten Rasim Özdenören’in, en güzel kitaplarından biridir “Kafa Karıştıran Kelimeler”. Şu an raflar da İZ yayıncılık tarafından basılmış 5. baskısı mevcut.
Gündelik ilişkilerimiz de belirleyici araçların başında gelir “kelimeler”. Bunun dışın da bir takım “mimik ve yapay işaretler” iletişim de araç olarak kulanılmışsa da, kelimelerin karşısın da oldukça eksik ve sınırlı bir alan da kaldıkları bilinen bir gerçektir. Kelimeler ile algılar, kelimeler ile düşünür, kelimelerin bir tezahürü olarak hayatımızı şekillendiririz. Bu gerçeği tekrardan hatırlatma üzerine yazılmış bir kitaptır kafa karıştıran kelimeler.
İletişim de kelimeler kadar, kulanılan kelime ve kavramaların her iki taraf için de aynı anlamı çağrıştırıyor olması da oldukça önemlidir. Söz gelimi muhatabınıza Rasyonalizm’den bahs ettiğinizde o bunu Pozitivist bir algı ile değerlendirip içini ona göre doldurmaya çalışıyorsa o zaman ortada bir iletişimden çok bir kutuplaşma, bir farkılılaşma var demektir. Özdenören, kelimlerin muhtevasına ve kulanış biçimlerine bu doğrultu da bir bakış getirdikten sonra, kimlik ile kelimeler arasın da olması gereken ilişki hakkın da ufuk açıcı tanımlamalar yapar.Kitabın ilk kısımlarında “demogoji ve entellektüelizm” kavramları üzerinde durmayı gerekli gören yazar, bunun nedeni olarak, yabancı kavramların daha çok bu alanda başgöstermesi olarak açıklar.Demogoji denilen kelimeler ile oynama, kafa bulandırma işinin en çok bu alanda icra edildiğini bilenler, makul bir giriş olduğunuda fark ederler.Demogoglar ile entelektüeller arasın da inceden bir bağ kuran yazar,entellektüelizmi teknik bilgi ve mekanik bir işleyiş çerçevesin de tarif ederek, kafa karışıklığının sebeblerine daha ilk sayfalarda işaret etmeye çalışmaktadır.
Sosyalizm / Liberalizm / Kapitalizm / Secularizm / Demokrasi / Teokrasi / Nihilizm / Ateizm / Agnostizm … gibi uzun uzadıya sıralayabileceğimiz bir çok yabancı kavramın, asal anlamları dışın da “yerlileştirilerek” lugatımıza nasıl ne neden girdiğinin sorgulayan Rasim Özdenören, kendi kavramlarımıza tekrardan yönelmemiz gerektiği konusun da makul nedenler sunmaktadır. Batı dünyası tarafından ihraç edilmiş kavramlar -hemen hepsi- asıl anlamlarını fransız ihtilalinden sonra ki sürece dayandırmaktadır.Batılı toplumların klise ile olan mücadeleleri sonucun da muhtevasını oluşturulan bu kavramlar, dönemin kendi gerçekleri çerçevesinde değerlendirildiğin de kısmen anlaşılır olabilir.Fakat bu kavramların olduğu gibi islam beldelerine sokulup muslumanalrca sahiplenilmesi kafaları karıştırabilir.Çünkü islam dininn de batı da olduğu gibi bir klise hegomonyası / din-i tekeline almış din adamı sınıfı / nasların zamana ve mekana göre değişebilirlik gibi özellikleri yoktur.Tüm bunların karşısın da bir burjuva sınıfının oluşması da imkansızdır.Unutulmamalıdır ki her yeni kavram bir iddia ve bir beklenti ile gün yüzüne çıkmaktadır.Rasyonalizm kavramının Avrupa da klise dogmalarına karşı bir savunu olarak kulanıldığını ele alırsak ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.Klisenin uygulamaları rasyonalizmi gerekli kılmıştır bu bir gerçektir. Ama kimin için? Tabii ki klise despotizminin geçerli olduğu topluluklar için, biz bugun müslümanlar olarak bu kavramı olduğu hali ile kulanmaya kalkacak olursak temek kabul ettiğimiz bir çok düşünceyi de muallakta bırakmış olacağız.Övmek yada yer’me amaçlı olsa bile islam ile rasyonalizm arasın da bir uzlaştırma gayretine girişmek kafamızı karıştırabilir. Çünkü islam akılcı değildir, akla uygun olanı kabul eder gibi bir fark var.Klisenin sahtekarlıkları karşısın da bezmiş olan batılı insan aklı merkeze alarak bir rasyonalizm savunusu yapabilir ama bir müslümanın merkeze aldığı temek ölçü hiç şüphesiz vahiy olmak zorundadır.eğer akla uygunluğu ile akılcılık arasın da bir farkı gözetmez isek bunun bir adım ötesi olan pozitivizm’e kapı aralamış oluruz.Hal öyle olunca da realiteyi bilime hasr etmiş dolayısı ile deneye tabi olmayan her şey.i dogma olarak nitelemiş oluruz. Halk içinde batılı kavramlar ile islamın temel kavramları arasın da ciddi bir karışım mevcut.mesela ihlaslı bir kafir veya tam tersi demokrat bir müslüman deyişi bunun basit örneği olabilir.karşılıklı olarak kavramların değerlendirmesine devam eden yazar, Erdem ile Takva kavramlarını derinlemesine ele alarak iki dünya arasında ki temel farkları gözler önüne serer.
Nasıl oldu da bu kavramlar hayatımıza böylesine yerleştirildi ve müslüman aklın yerini batılı düşünce sistematiğine ram olmuş bir akılcılık aldı sorusunu da cesurca sorarak cevaplayan yazar, zihinsel bir BATI-L olma halini tanzimat döneminden itibaren ele alarak o dönem aydın {göreceli bir kavram} takımının batıdan medet bulma hastalığına bağlar. Sosyal-siyasal-kültürel bir çok alan da dilin tahrif edilmesini, batılılaşma eğiliminde olan aydınların etkisine bağlayan yazar, bunun da “reel batı” kriterlerinden uzak, daha çok kendi kafalarında eklemmlendirerek oluşturdukları bir batı fantazisine bağlar..
İslami hükümlerin anlaşılır olabilmesini onların hayata geçirilmesi ile mumkun olduğuna dikkat çeken Özdenören, batılı kavramalrın teorik olarak düşünülmüş fakat sosyal hayatta çarpık bir karşılığı olduğunun altını çizerek bu kelimelere karşı teyakkuzda olmamız gerektiğini söylemektedir.
Cemil Meriç “Bu Ülke” isimli eserin de batılı düşünceyi ve islam toplumuna etkilerini değerlendirirken tarihe geçecek şu meşhur tespiti yapar ; “İZİM’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri! itibarı menşeinden, hepsi de Avrupalı” demektedir. Ünlü düşünürün dikakt çektiği gibi, eğer hayatımzıda onca yer etmiş batılı doktorinlerin asal anlamlarını bilmez ve onun yerine kendi kavramlarımızın getirme gayretine girişmez isek kafa karışıklığımız zamanla batılılar gibi olmaya bizi mecbur edecektir..
Hasıl-ı kelam Bu bir kavgadır.Batılılaşma ve batı/L ile olan kavgamızdır.Mücadele etmemiz gerekiyorsa bunu her alanda yapmak ile mukellef olduğumuz bilmemiz gerek.
Latin Amerikalı İsyancı komutan Marcos’un dediği gibi “kavga bir çember gibi her noktasın da başlar ama asla bitmez”. Bitmeyecek olan bu kavga da techizatlarımızı doğru kuşanmalı, düşmanın tuzaklarına safça kurban gitmemek adına idrakimize ve lugatımıza sahip çıkmalıyız.
selam ve kitap ile