Düşünmek Direnmektir!

17/10/2009

ARKAŞ’ın Günlüğü…..{erbaiin}

Filed under: Kitap Tanıtım — erbaiin @ 11:34

 

arkasin_gunlugu

 

Mihail Nuayme tarafından kaleme alınan roman, Kaknüs yayınları tarafından basılmış
3, baskısı mevcut. Yaklaşık 145 sayfa.

1889 lübnan doğumlu Mihail Nuayme, göç edebiyatının -doğuyu batıya taşıyanlar- önemli isimlerindendir.

Nuaymenin eserlerin de doğuya özgü bir sadelik var. Sorgulyıcı bir dil ve kıyaslama yöntemini sıkça kulanır.Göç ettikleri yabancı diyarlar da;değişik halklar-kültürler-dinler-yönetimler görmeleri ve  bunların hepsinin arasın da bir yer bulma çabası bu dilin oluşmasında hayli  etkildir.
Amin maoluf – Halil cibran -  Mihail Nuayme bu noktada benzeş özelikler gösterirler.
bu kitap ile birlikte göç edebiyatının “insan-ı anlama” da ki başarısını daha iyi fark edersiniz.

Doğu edebiyatının “insanı” merkeze alan temel özelliğini Nuaymenin Ey insanoğlu  romanın da ki  bilge & muhabir arasın da diyaloglar da görebileceğimiz gibi New York’ta bir arap kahvesin de çalışan Arkaş’ın suskunluğunda da görmek mümkündür.

Basit bir kurgu üzerine gelişen  kitap, insan ruhunun derinliğine inebilme başarısı ile okuyucusunu, daha ilk sayfalarda cezb ediyor.
Dışarı da  olup biteni okumaya çalışırken arkaşın sizin için sesizlikten ördüğü iç duvarın ardına sığınıyor olmanın  ayrıcalığını his-edersiniz bu kitapta.
hasılı okunası kısacık ama uzun düşünceli bir nuayme romanı.
mihail nuayme ile ilk defa tanışacaklars önce “ey insanoğlu” kitabını önerebilirim.

selam ve kitap ile

 

 

 

 

 

15/10/2009

Kafa Karıştıran Kelimeler…{erbaiin}

Filed under: Kitap Tanıtım — erbaiin @ 20:26

44362_2

Müslümanca düşünmeyi öğreten Rasim Özdenören’in, en güzel kitaplarından biridir “Kafa Karıştıran Kelimeler”. Şu an raflar da İZ yayıncılık tarafından basılmış 5. baskısı mevcut.

Gündelik ilişkilerimiz de belirleyici araçların başında gelir “kelimeler”. Bunun dışın da bir takım “mimik ve yapay işaretler” iletişim de araç olarak kulanılmışsa da, kelimelerin karşısın da oldukça eksik ve sınırlı bir alan da kaldıkları bilinen bir gerçektir. Kelimeler ile algılar, kelimeler ile düşünür, kelimelerin bir tezahürü olarak hayatımızı şekillendiririz. Bu gerçeği tekrardan hatırlatma üzerine yazılmış bir kitaptır kafa karıştıran kelimeler.

İletişim de kelimeler kadar, kulanılan kelime ve kavramaların her iki taraf için de aynı anlamı çağrıştırıyor olması da oldukça önemlidir. Söz gelimi muhatabınıza Rasyonalizm’den bahs ettiğinizde o bunu Pozitivist bir algı ile değerlendirip içini ona göre doldurmaya çalışıyorsa o zaman ortada bir iletişimden çok bir kutuplaşma, bir farkılılaşma var demektir. Özdenören, kelimlerin muhtevasına ve kulanış biçimlerine bu doğrultu da bir bakış getirdikten sonra, kimlik ile kelimeler arasın da olması gereken ilişki hakkın da ufuk açıcı tanımlamalar yapar.Kitabın ilk kısımlarında “demogoji ve entellektüelizm” kavramları üzerinde durmayı gerekli gören yazar, bunun nedeni olarak, yabancı kavramların daha çok bu alanda başgöstermesi olarak açıklar.Demogoji denilen kelimeler ile oynama, kafa bulandırma işinin en çok bu alanda icra edildiğini bilenler, makul bir giriş olduğunuda fark ederler.Demogoglar ile entelektüeller arasın da inceden bir bağ kuran yazar,entellektüelizmi teknik bilgi ve mekanik bir işleyiş çerçevesin de tarif ederek, kafa karışıklığının sebeblerine daha ilk sayfalarda işaret etmeye çalışmaktadır.

 

Sosyalizm / Liberalizm / Kapitalizm / Secularizm / Demokrasi / Teokrasi / Nihilizm / Ateizm / Agnostizm … gibi uzun uzadıya sıralayabileceğimiz bir çok yabancı kavramın, asal anlamları dışın da “yerlileştirilerek” lugatımıza nasıl ne neden girdiğinin sorgulayan Rasim Özdenören, kendi kavramlarımıza tekrardan yönelmemiz gerektiği konusun da makul nedenler sunmaktadır. Batı dünyası tarafından ihraç edilmiş kavramlar -hemen hepsi- asıl anlamlarını fransız ihtilalinden sonra ki sürece dayandırmaktadır.Batılı toplumların klise ile olan mücadeleleri sonucun da muhtevasını oluşturulan bu kavramlar, dönemin kendi gerçekleri çerçevesinde değerlendirildiğin de kısmen anlaşılır olabilir.Fakat bu kavramların olduğu gibi islam beldelerine sokulup muslumanalrca sahiplenilmesi kafaları karıştırabilir.Çünkü islam dininn de batı da olduğu gibi bir klise hegomonyası / din-i tekeline almış din adamı sınıfı / nasların zamana ve mekana göre değişebilirlik gibi özellikleri yoktur.Tüm bunların karşısın da bir burjuva sınıfının oluşması da imkansızdır.Unutulmamalıdır ki her yeni kavram bir iddia ve bir beklenti ile gün yüzüne çıkmaktadır.Rasyonalizm kavramının Avrupa da klise dogmalarına karşı bir savunu olarak kulanıldığını ele alırsak ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.Klisenin uygulamaları rasyonalizmi gerekli kılmıştır bu bir gerçektir. Ama kimin için? Tabii ki klise despotizminin geçerli olduğu topluluklar için, biz bugun müslümanlar olarak bu kavramı olduğu hali ile kulanmaya kalkacak olursak temek kabul ettiğimiz bir çok düşünceyi de muallakta bırakmış olacağız.Övmek yada yer’me amaçlı olsa bile islam ile rasyonalizm arasın da bir uzlaştırma gayretine girişmek kafamızı karıştırabilir. Çünkü islam akılcı değildir, akla uygun olanı kabul eder gibi bir fark var.Klisenin sahtekarlıkları karşısın da bezmiş olan batılı insan aklı merkeze alarak bir rasyonalizm savunusu yapabilir ama bir müslümanın merkeze aldığı temek ölçü hiç şüphesiz vahiy olmak zorundadır.eğer akla uygunluğu ile akılcılık arasın da bir farkı gözetmez isek bunun bir adım ötesi olan pozitivizm’e kapı aralamış oluruz.Hal öyle olunca da realiteyi bilime hasr etmiş dolayısı ile deneye tabi olmayan her şey.i dogma olarak nitelemiş oluruz. Halk içinde batılı kavramlar ile islamın temel kavramları arasın da ciddi bir karışım mevcut.mesela ihlaslı bir kafir veya tam tersi demokrat bir müslüman deyişi bunun basit örneği olabilir.karşılıklı olarak kavramların değerlendirmesine devam eden yazar, Erdem ile Takva kavramlarını derinlemesine ele alarak iki dünya arasında ki temel farkları gözler önüne serer.

Nasıl oldu da bu kavramlar hayatımıza böylesine yerleştirildi ve müslüman aklın yerini batılı düşünce sistematiğine ram olmuş bir akılcılık aldı sorusunu da cesurca sorarak cevaplayan yazar, zihinsel bir BATI-L olma halini tanzimat döneminden itibaren ele alarak o dönem aydın {göreceli bir kavram} takımının batıdan medet bulma hastalığına bağlar. Sosyal-siyasal-kültürel bir çok alan da dilin tahrif edilmesini, batılılaşma eğiliminde olan aydınların etkisine bağlayan yazar, bunun da “reel batı” kriterlerinden uzak, daha çok kendi kafalarında eklemmlendirerek oluşturdukları bir batı fantazisine bağlar..

 İslami hükümlerin anlaşılır olabilmesini onların hayata geçirilmesi ile mumkun olduğuna dikkat çeken Özdenören, batılı kavramalrın teorik olarak düşünülmüş fakat sosyal hayatta çarpık bir karşılığı olduğunun altını çizerek bu kelimelere karşı teyakkuzda olmamız gerektiğini söylemektedir.

Cemil Meriç “Bu Ülke” isimli eserin de batılı düşünceyi ve islam toplumuna etkilerini değerlendirirken tarihe geçecek şu meşhur tespiti yapar ; “İZİM’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri! itibarı menşeinden, hepsi de Avrupalı” demektedir. Ünlü düşünürün dikakt çektiği gibi, eğer hayatımzıda onca yer etmiş batılı doktorinlerin asal anlamlarını bilmez ve onun yerine kendi kavramlarımızın getirme gayretine girişmez isek kafa karışıklığımız zamanla batılılar gibi olmaya bizi mecbur edecektir..

Hasıl-ı kelam Bu bir kavgadır.Batılılaşma ve batı/L ile olan kavgamızdır.Mücadele etmemiz gerekiyorsa bunu her alanda yapmak ile mukellef olduğumuz bilmemiz gerek.

 Latin Amerikalı İsyancı komutan Marcos’un dediği gibi “kavga bir çember gibi her noktasın da başlar ama asla bitmez”. Bitmeyecek olan bu kavga da techizatlarımızı doğru kuşanmalı, düşmanın tuzaklarına safça kurban gitmemek adına idrakimize ve lugatımıza sahip çıkmalıyız.

selam ve kitap ile

01/10/2009

Mızraksız İlmihal….{erbaiin}

Filed under: Kitap Tanıtım — erbaiin @ 15:42

 

 

 

 

 

mizraksizilmihal

Mehmet Efe
1969 Malatya doğumlu yazar
kitabı kaknüs yayınlarından çıkmış
ortalama 210 sayfa.
benim bildiğim 4. baskısı mevcut.
bundan başka “Hiç Bir Şeye Katılmıyorum” diye bir kitabı daha olduğunu biliyorum.

Mızraksız ilmihal tekere çomak sokma iddiasın da olduğu söylenir.Radikal camianın elin de heder olmuş insanların hikayesidir derler.Radikaller ne yapar, ne ederler, Mehmet Efe bunu iyi mi tespit etmiş, halt mı etmiştir pek bilmem.Lakin şu gerçeği {vakaa} herkesin teslim etmesi lazım.

Yıllarca abi/üstad/şeyh/hoca ve envai çeşit büyüklerin elin de maymuna dönmüş bir “müslüman” fotoğrafı üzerinde artık ciddi bir çalışma yapılması gerekir.Sloganların, ezgilerin,şiirlerin,aşkların yetiştirdiği müslüman tipi artık ciddi bir tedaviye ihtiyaç duymaktadır.Sırf bunları hatırlattığı için de olsa hakkının iade edilmesi gerekir.Kaldı ki o kadar üstüne üstüne gittikleri efe bir tedavi yapma iddiasından çok bir hastanın varlığına işaret etmeye çalışmaktadır.

Adam islamcılar hakkın da bir eleştiri yaptı diye etmedikleri söz, yapıştırmadıkları yafta kalmadı.
arkasından binbir türlü dedikodu çevriliyor.
Hane bir gün biri çıkar da vatikanla işbirliği halindedir derse ona bile şaşırmam.Yabancı uyruklu bir hanımla evlenmişya o bakımdan .
En son fısıltı gazeteleri çaktırmadan Türkiye’ye geldiğini usul usul takılıp geri gittiğini söylemişlerdi.
ne de önemli ya !

Bu bir kitap tanıtımı değil
çünkü
vakt-i zamanın da mızraksız ilmihali tanıtayım istedim de neresinden tutacağı becerememiştim
hem zaten kitabın kendisi de öyle sütten çıkmış ak kaşık değil
80′li yılların radikal müslümanları hakkın da eleştirel bir deneme
gayrısını siz düşünün.
Haa bir de, denemenin romantik olanı {imiş}

Kitabın iki tür değerlendirmesi var
islamcılar arasında ki değerlendirmesi genel de radikallik eleştirisi ve savunusu şeklinde gelişirken
bunlarla ilgilenmeyenler ise genel de İrfan ile Nurhanın aşkları üzerinde yoğuınlaşıyorlar.
ben her iki değerlendirme türünü de yapabileceğimi sanmıyorum.
illa ki tanıtılması mı gerek?
valla onu ben yapmıcam/yapamıcam
çünkü
neresiden tutsam elimde kalacak gibi…
hem zaten öle bi kitap olmasaydı yazarı da Amerikalara tüymek yerine, babalar gibi kitabının arkasında durur bize de tutacak yer bırakırdı.
neyse çok önemli değil.
okunası bi kitap olduğu için buraya alıyorum.

Geçenlerde izdiham.com da turlarken bilal can adında bi vatandaşın kitabn hakında bişiler dediğini gördüm
istediğim gibi bir tanıtım değil ama en azından benim radikalim seninkini döver türü gürültülerdem uzak, sadece İrfan ile Nurhan üzerinde durmuş
bizde bunu alıntılayarak o ızdırabtan, izdiham sayesin de kurtulmnuş olalım.
bu belay-ı def ettiği için teşekürler Bilal Can’a.

Bilal Can, Mehmet Erte’nin Mızraksız İlmihali’ni yazdı.

”bu kitaptaki kişi ve kurumların gerçek yaşamdaki kişi ve kurumlarla ilgisi olmayabilir”

80′li yılların ”islami genç kuşağın”öyküsü diye bir sloganla basılan kitap Mehmet Efe’nin bir döneme damgasını vuran çokça eleştirilen, çokça beğenilen, çokça konuşulan bir kitap olarakyer edinmiştir. Bendeki kitap 3. baskısı. Mart 1999 yılında Kaknüs yayınlarından çıkmış. Kitap ilkin Vural yayınlarından !993 tarihinde yayınlanmış. Uzun bir yayınlanma süreci geçirerek okuyucuya sunulmuş.

Kitap başlı başına bir film gibi olayları ve kurgusu bakımında. Aykırı bir kitap olduğunu daha ilk sayfalarda gösteriyor. Yazar da kitap röportajlarının birinde bu kitabın aslında bir tiyatro olarak hazırlandığını daha sonra bir kitap olarak üzerinde çalışıldığını belirtiyor.

Bütün olay İrfan karakteri üzerinden başlıyor. Kitap o dönemin üniversite ortamında bir portre çizerek geniş bir şekilde açıklayarak sunuyor. Kitap Mehmet Efe’nin tabiriyle bir alt başlık altında ”romantik deneme” olarak kategorilendiriliyor. Kendisi bunu ”bu benim uydurduğım bir terkip. El-cevap, (kitap) hem her ikisi hem de değil.

Diyacağsın ki neye, işte eyle…” Yani bu işin muhabbet yanı diyerek açıklıyor. Romantik deneme denmesinin uzunca açıklanacak bir yanı yok. Yazar öyle olsunistediği için öyle demiş. Başka bir yan açıklaması yok.

Bütün olay İrfan üzerinden gelişiyor dedik. İrfan sosyalistlerin tabiriyle ” aşırı dinci” namaz kılan, kuralları hiçe sayan. doğruyu söylemekten çekinmeyen saf ve temiz bir Anadolu çocuğu. Günlerden bir gün bu çocuk aşık olur ve olaylar hızla dallanıp budaklanmaya başlar. İrfan islami tartışmaların ardından bir anda kendini bir aşkın içinde bulur. Aşık olduğu kız ise onun görüşlerine tersliklerle dolu bir hayat içinde. Nurhan Cat Stevens dinleyip Orhan Pamuk okuyan bir kız. İrfan ise marşlarla harlanan ve islami tartışmalarla ateşlenen bir genç.

“Evet senin için ağlarım Nurhan.Senin için dua ederim, ikimiz için. bir kızın yüreği hangi dilden konuşur, bilmiyorum. ama benimle konuşmaya çalış benimle. bizleri farklı ve bir yaratan allah, anlaşılır da kılacaktır elbette. varlığmın her zerresiyle dinlerim seni, konuş ! Düşlerini anlat bana. düşleri gördüren allah. hem biz konuşuruz zaten… kelimesiz, harfsiz bir dilin aramıza çiçekler serpiştirdiğini duymuyor musun nurhan!

Ben de dirsek çürüttüm, ben de yutkundum; ben çok yutkundum nurhan, ama hiç yalan söylemedim. en azından son sekiz yıldır, polisler ve üzülmesinler diye aileme söylediklerim dışında hiç kimseye yalan söylemedim. hele sana! pırıltıları ruhuma yıldızlar serpiştiren gözlerine bakarak nasıl yalan söyleye bilirim ben!

ben dağlarda büyüdüm, ağaç diplerinde düşündüm çocukken.yuva yapan kuşlar gördüm nurhan. yapa bilirsin ki seni kadın olarak yaratmış llah seni tarif edemiyorum nurhan! sen beni tarif ediyorsun… belki de kalu bela’dan beri tanışıyoruz biz ruhlarımız tanışıyor…

ben çiçekçi dükkanlarından çiçek alamam. sana çocukluğumun geçtiği dağlardan toplamak isterim çiçekleri. ama bunları söze dökemem, dökemem dökemedim, dökemiyorum… ama inan bana sen; ana dilimde; uğrunda bağdat halifesi ile tek başına savaşılan destandaki kadınsın…

ama biz savaşmak zorundayız nurhan! yaratılışımız bize yüklediği anlamlardan biri bu! kötülükle, yanlışlıkla, zulümle, insanlarla hakikatin arasına giren her şeyle savaşmak zorundayız. hayatsa ölümle bitmiyor; biliyorsun

korkma nurhan! çünkü allah “korkmayın” diyor.”inanıyorsanız üstünsünüz…”

İrfan Nurhan ile tanıştıktan sonra büyük bir değişime uğruyor. Ve daha da ılımlaşarak o harlanan ateş bu sefer kendini bir aşkın ateşi içinde buluyor.

Kitap içinde barındırdığı şiirler, yazılar bakımından da dikkat çekici. Özellikle sağ cebah yazar ve şairlerinin şiirleri var. İsmet özel, Sezai Karakoç. Hadislerde sahabe portlerine değin bir çok yazı içermektedir. Kitap ayrıca islami gruplara alttan bir eleştiri olduğunu da söyleyebiliriz.

Kitap genel olarak akıcı ve sürükleyici olması bakımından kendini sıkmadan okutan kitaplardan. Ayrıca İrfan karakterinin gittikçe yükselen sesiyle bir şair olduğunu da gözlemlenebilir. Arada aşka kaptırılmış hüzünlü bir adam yüzü belirirken arada da anlamlı ve veciz ifadelerin yankılarına kapılmak elde değil.

”ne istiyoruz biz! insanlardan.İnsanlar için ne istiyoruz! insanların yaşamaya değer bulacağı ne var bizde! ” (nurhan’ın defterindenn)

Bilal Can/İzdiham.com

28/09/2009

Malcolm X …..{erbaiin}

Filed under: Kitap Tanıtım — erbaiin @ 16:17

XerbaiinX erbaiinXerbaiinXAlex Haley’in editöryal derlemesini yaptığı, Maolcolm X in kendi dilnden hayatının anlatıldığı kitap “insan yayınları” tarafından yayına sunulmuş.
{kitabın yeni şafak gazetesince kültür armağanı adıyla verdiği baskısı da mevcut, bu da içerik olarak aynısı ve fiyat olarak oldukça uygun}

Kitabın ilk 100 sayfası, Alex Haley tarafından yazılmış bir ön-tanıtımı içermektedir.Alex Haley, Malcolm hakkın da neden bir çalışma yapmak zorun da kaldığını kısaca açıkladıktan sonra, Malcolm X’ in hayatının serancamını gözler önüne sermeye çalışmış. Daha sonra ki sayfalar – bu 500 sayfaya tekabul etmektedir- hiç bir müdahalede bulunmaksızın, Malcolm’un doğumundan ölümüne kadar kendi dili ile anlatılmıştır. Bu hayat hikayesi aynı zaman da bir halkın, o zaman ki kaderi, tarihin hafızasın da muhafaza edilsin için yazılmış, bir vesika görevini de görmektedir.

Malcolm X kitabı için, biyografik bir çalışma demek ne kadar doğru bilmiyorum ama,şurası bir gerçek, bu kitabı bitirdikten sonra, bir kişiden ziyade bir HALKI, bir hayattan öte ortak bir YAZGIYI, bir başkaldırıdan çok orantısız güç ile öğütülmek istenen bir kavmin TUTNMA çabasını da okumak mümkündür.

Kitap bildik biyografi tarzın da ele alınmış.

Malcolm X Amerikanın Omaha eyaletin de dünyaya gelir.Babası dindar bir hristiyandır.Malcolm 6 yaşlarında iken babası ırkçı Ku Klux Klan üyeleri tarafın dan öldürülünce dağılan aileden onun payına, başka bir aileye üvey evlat verilmek düşer.
Babasına göre daha bir gün görmüş olan annesi bir başına kalınca, çalışmaya ve ailenin her işine yetişmeye çalışır, üstesinden gelmekte zorlandığı dönemlere baş gösterdiğinde ise o zaman ülkede gittikçe faal olan, çok da iyi niyetli olmayan,misyoner yardım kuruluşlarının sıkıştırmalarına maruz kalır.Bu adamlar ile baş edemeyince onların istediği her şeye evet demek zorun da kalır, öyle ki bu zorda kalma hali ve onun doğurduğu sonuçlar, onun ruh dünyasını çok derinden etkilemiş, ömrünün son demlerine kadar akıl hastanesine yatırılmasına neden olmuştur.

Malcolm kasaba okulun da oldukça başarılı bir öğrencidir.Boston da ablasını ziyarete gitmesi, onun için hayatının dönüm noktalarından birisi olur.Yaşadığı kasaba da görmediği rahatlığı ve yüksek hayat şartlarını burda görür ve buraya yerleşmeye karar verir.

Okulda hocası ile araların da gecen bir konuşma vardır ki Malcolm bunu Oxford unuversitesin de öğrencilere konferans verecek düzeye geldiğin de bile unutmaz. {siyahların avukat olamayacağı ancak iyi bir marangoz/çiftçi vs olabileceği sözüdür} Bu ve benzeri bir çok dışlanmışlıklar, Malcolm’u Boston hayatına hızlı bir giriş yapmasını sağlar.
Garsonluk-uyuşturucu kuryeliği-silah ticareti-kadın -gasp-organize suçlar vb bir çok kirli içinde bulur kendisini.Lakabı Detroitli KızıLoğlandır.{kızıl lakabını teninin açık oluşundan alır}

Artık alemde adını Boston’a-Harlem’e ve daha birçok birleşik Amerika şehrine duyurmuştur.
Mesleğinin zirvesinde iken yaptığı bir iş yüzünden tutuklanması hayatının dönüm noktalarından sadece birisi olacaktır.Malcolm un hayatı da tıpkı kendisi gibi hareketlidir.Cezaevinde yaramaz Dedroitli KIZILoğlan durulur, kardeşlerinin Elijah Muhammed adın da birisi ile tanıştıklarını, bu kişinin siyahların hakkını savunduğunu ve onları beyazlara karşı bir arada örgütlediğini duymuştur.Kendisine Elijah hakkın da verilen bilgilere sıcak bakar ve kardeşlerinin tebliği sonucun da yeni bir döneme kapı aralar.bu sefer ki evrilme harlemin kirli sokakları değil demir parmaklıklar arkasın da, kimsesiz ve kendisi ile yüz yüze geldiği bir dönemde olur.Malcolm yeniden kendi kendini inşaa etmek şeklinde yeni bir dönüm noktasına geldiğin de kirli dünyanın Malcolm u gitmiş yerine çılgınlar gibi okuyan, en ufak ayrıntıyı bile kaçırmayacak kadar titiz şekil de araştıran, kafayı patlatırcasına düşünen, bir malcolm gelmiştir. Çok fazla okumaktadır, öyle ki kapı arasında süzülen ışık hüzmelerinden bile yararlanacak kadar önemsemektedir okumayı.{malik el şahbaz iken ; fırsatım olsa yaşımın ilerlemesine aldırmadan tekraradan sıfırdan okula başlar ve ölene kadar okur araştırıdım. demiştir}.

Elija Muhammed ile hapishane de tanışır ve sürekli olara kmektuplaşırlar.Öyle ki bu işi serbest bırakılana kadar bir hafta bile aksatmadan devam ettirir.Mektuplaşmalar da malcolm hem bilgi hemde kişilik olarak hayli yol kat etmiştir.Bu gelişmenin farkın da olan Elijah Malcolm çıktığı gibi ona sahip çıkmış ve onu ikinci adamlığa kadar uzanan yolu açmıştır. Aslın da Malcolm bu ilerlemeleri birilerinin sunmasın dan ziyade kendi becerisi ile kazanmıştır demek daha doğru olur. Genç ve ateşli bir vekildir.Hemen hergün bir meydan da ve hararetli konuşmalar sergilemektedir.Beyazlardan nefret etmenin gerekliliğinden ve siyahların nasıl kanını emdiklerinden bahsetmekte. dikkat çektiği konular dinleyicilerini hem cesaretlendirmekte hemde cemaatin sayısını gün be gün artırmaktadır.Hemen her gün birleşik Amerikanın farklı bir yerinde, yeni mescidler açtırmakta, yeni kardeşleri cemaate kazandırmaktadıR.Bu başarıSI elijahın lutfunu kazanırken aynı zaman da hem diğer vekillerin hem de Elijahın kendisin de iyiden iyiyie bir tedirginliğide gün yüzüne çıkarmaktadır; Malcolm bu hız ile giderse tek adamlığa çıkacaktır, bütün medya ondan bahs ediyor, bütün konferanslarda onun adı aranıyor hale gelmiştir.Bunca popülerliğe rağmen Malcolm hiç birisne kulak asmamış her s eferin de elijaha olan sadakatini ve onun öğretilerine olan bağlılığını dile getirmektedir.gerçekten elijahı çok sevmektedir, çünkü o beyazların siyahlar üzerin de oynadığı oyunların ne denli zararlı ve çirkin olduğunu görmekte ve bundan ötürü elijahın toparlayıcılığını önemsemektedir.

Ahlak ilkesi cemaat mensupları tarafından oldukça önemsenen ve hemen her konuşmada öne çıkan temel ilkelerdendir.Elijah Muhamedin bu ilkeyi çiğneyebileceğini aklının ucundan bile geçiremeyecek olan malcolm, bir gün elijahın yanın da ki iki sekreteri ile olan ilişkisinin olduğunu gerçekten gördüğünde onun için yeni bir dönem daha başalyacaktır.

Bu gerçeğe vakıf olması bi yana, ona bunun sindirmesini istemelerini, hazm edemeyen malcolm,bu itaatsizliğin sonucun da cemaatten süresiz bi zaman için uzaklaştırlır.Gerekçe olarak yaptığı ateşli konuşmalar sonucunda cemaatin çok fazla dikkat çekmeye başlaması söylenir.bu yetmiyor gibi cemaatin kendisine tahsis ettiği ev ve arabayı geri istemesi iyice kırılmasına ve sıkıntıya düşmesine sebeb olacaktır. Bu ambargoya rağmen hiç bir zaman boş durmayan detroitli kIZIl oğlan bu seferde boş durmamış ablasından aldığı borç para ile Mekkeye gitmeye kara vermiştir.

Mekke ve diğer arap ülkelerinde ki yolculukları Malcolm için tevhidi bir bilincin yeşerdiği yepyeni dirilme dönemi olacaktır.

Elijahın kendilerine din diye sunduğu şeyin milliyetÇilik ve yalanlarla dolu olduğunu fark ettiğin de İSLAM diye bir dininin olduğunu ve onun peygamberinin Elijah olmadığını,kitabının da Elijah öğretileri gibi tutarsız olmadığını öğrenecektir.o artık malcolm değil “el Hac Malik Şahbaz” dır.

Siyahların Allahın bir ayeti olduğunu, onlara karşı duranların aynı zaman da Allaha karşı durduğunu kavramış ve beyazlara nefret üzerinden bir yapılanmanın doğru olmadığını da anlamıştır.Yepyeni bir Malcolm doğmuştur doğmasına ama bunun sancısı diğerlerine göre çok daha ağır olacaktır.Sürekli olarak Elijah cemaati tarafından tehdit edilmekte ve hakkın da yalan yanlış probagandalar yürütülmektedir.O tüm bunlara rağmen bildiği doğruları korkmadan haykırmaya devam edecektir.

Arap coğrafyasından sonra bu sefer Afrika ülkelerini dolaşarak bir an bile boş durmamamıştır.bir Afrika birliği projesini kafasında canlandırmış ve onun hakında sürekli oalrak yetkililerle temaslar gerçekleştirmiştir.O na göre emperyalist güçlere karşı durmanın tek yolu kendi değerleri etrafın da toplanmış bir afrika birliği olmalıdır.Bu birlik kurulabilseydi islamdan beslenen adaletlki bir birlikte olabilecekti.

Gittiği her yerde ciddi bir rağbet görmekte ve artık namı birleşik Amerikanın çok ötesin de bütün dünya tarafındna bilinir hale gelmektedir.Bir zamanalr kendisine sadece marangoz olmayı reva gören öğretmeninin sesine kulaklarını tıkamış ve şimdi beyazların en kaliteli üniversitesin de bir temizlik görevlisi olarak değil, beyazların hatalarını yüzlerine çarpan bir siyah-i bir aydın olarak konuşma yapmaktadır.

Gerek Elijah,gerek onun işbirliği halinde olduğu sonradan anlaşılan beyaz efendiler için malcolm gittikçe tehlikeli şeyler düşünmekte ve söylemektedir.Elijah için siyahların gerçeği görmesi ve onun tek-eli’nden uzaklaşması şeklinde yorumlanacak bu korku, beyaz efendiler için ise adaletli ve iyiliksever bir beyaz ile siyahın bir arada yaşayabileceği-ortak paydada buluşabileceği düşüncesi korkutmaya başlamıştır.Malcomun EL HAC MALİK olmadan önce, beyazlardan nefret üzere kurduğu düşüncesinin o zamanlar beyaz efendileri rahatsız etmeyişi oldukça manidardır ve artık detroitli kızıl oğlan bu kirli oyunun farkına varmıştır.Bunu tüm dünyaya fark ettirmeye çabalaması ise artık efendiler için ciddi bir dur demeyi gerekli kılmıştır.Malcolm ortadan kaldırılmalıydı ve öylede yapıldı.Bir konferans sırasında 16 yerinden kurşunlanarak şehadet şerbetini içmiştir .{konferansa çıkmadan önce öleceği hissinin içine doğduğunu, yardımcısına aktarmıştır.}

Alex Haley tarafından derlenen MALCOLM X kitabı normal bir kitap olmanın çok ötesin de aynı zaman da, sömürü altın da ki tüm siyahların nasıl tecrid ve asimile edildiğinin anlatıldığı tarihi bir vesikahükmündedir.

Beyazların tarafından duyguları iğdiş edilen siyahlar adına, düşünen bir adamdır Malcolm X.
Onu her görüşüm de aklıma V for vandetta filminde ki “düşünceler kurşun geçirmez” sözü gelir.
Düşüncelerinin kurşun geçiremeyeceğini kurşunlanırken tüm dünyaya bir kez daha bağıran adamın öyküsüdür malcolm X kitabı. .

Selam ile.

27/09/2009

Gazze’ye Ağıt…{Bengin Boti}

Filed under: Makale — erbaiin @ 20:40

PALESTINIANS-ISRAEL/ Ey yüreğine damla damla kan akan şehir! Ey gözlerinden bütün bir insanlığın gözyaşlarını akıtan gece! Ey insanlığın kara yüzünü ifşa eden sabahyıldızı! Daha kaç kez vurulacak kınalı kuzuları yüreğimizin. Daha kaç gece fosfor bombalarıyla düşeceğiz toprağın bağrına.

Ey Gazze! Ey yiğit savaşçıların kanlarıyla berkittiği şehir! Artık kim saracak yetimlerini. Kim ısıtacak babasını Tekbirlerle toprağa emanet eden yavrularını. Kim soğutacak, yavrularının kopmuş parçalarını elleriyle toplayan sabır granitlerinin yüreğini.

Ey Zeytin Dağı! Söyle ağaçlarına, dallarında balçıktan iri taneler yetiştirsin. Ebabil Ebabil yağdırsın zulmün üstüne. Ey bereketini Yusuf’un gözlerinden alan Nil Nehri! Akma artık karanlığa gömülmüş insanların avuçlarına. Ey Kızıldeniz! Dün Musa’nın önünde boyun eğmiştin. Bugün Musa’nın aşkı için şahlanma zamanıdır. Yürü zulmün kibirli yüzüne. Yürü ki; çağdaş Firavunlar şiddetinde boğulsun.

İnsanlardan umudum kalmadı. Yüreğini yitiren insanlık, bir kan pazarında dilencilik yapıyor şimdi. Yürüyün ey dağlar! Ey taşlar! Ey denizler! Yürüyün güç budalası insanlık müsveddelerinin üzerine.

Ey karanlığa gömülen insanlar! Yüreğini çarmıha gerdiren körleşmiş yaratıklar! Nasıl vereceksiniz bakışları donmuş bebeklerin hesabını. Kahkahalarla örtmeye çalıştığınız vicdanınızı nasıl teselli edeceksiniz. Her gece gırtlağınıza sarılacak masum ellerden nasıl kurtulacaksınız.

Hangi Firavun sizden daha zalimdi. Kaç Ebrehe kıskanırdı sizin zulmünüzü.

Ey sessizliğinde boğulacak yığınlar. İnsan sürüleri. Ağdalı sözcüklerle kendi kendini putlaştıran sözde duyarlı varlıklar. Cansız bakışlarını insanlığa diken kundaktaki bebekler birer kâbus olup misafir olurlarsa rüyalarınıza nasıl dayanacaksınız.

Kınamalar yapsanız ne yazar. Ateşkesler yapılsa ne ifade eder. Kim kesecek yüreklere düşen ateşleri. Kim geri getirecek gidenleri. Kopan kolların, sakatların, yok olan yuvaların, hesabını kim verecek.

Ey şarapnel parçalarıyla parçalanan bebek! Tazecik bedeninden yükselen alevler kimseye acı vermedi, fark ettin mi? Alev alev yanan bedeninden göğe yükselen feryatlar kimseyi utandırmadı biliyor musun? Hiç kimse utanmadı insanlığından. Hiç kimse uzandığı yatağından fırlamadı. Hiç kimse yumruklarını sıkıp yürümedi zulmün üstüne. Demeçler verildi peş peşe. Bu fırsat kaçırılmamalı diyerek duygusallık sırasına geçti sözüm ona barış havarileri. Sonra nutuklar atıldı. Ama değişen bir şey olmadı. Karanlık çökünce şehrin üstüne, yeni arkadaşlar edindin. Yüreği, ciğeri paramparça olan. Hiçbir nutuk, hiçbir demeç, hiçbir kınama küçücük bedenlerin parçalanmasına engel olamadı. Sen ve dostların omuz omuza vererek direnişe geçtiniz yeniden, Cansız bedenlerinizle. Zalimlere kâbus olup dağıldınız gecenin karanlığına.

Ve sen! Ey yalnızlığı yüreğine ekleyen şehir! Ey ölüm pahasına direnen delikanlı! Ahmet Yasin’in Duası, Şikaki’nin Sevdası, acıların Arapçası, direnişin Müslümancası! Gazze! Şimdi nasıl avutacaksın yetimlerini. Nasıl saracaksın yarısı parçalanmış yürekleri.

Getir bütün acılarını. Sür insanlığın kararan vicdanlarına. Sür vahşileşen sözde insan hakları savunucularının körleşmiş duygularına. Fosfor bombalarıyla parçalanan bebeklerini getir. Bir bomba sesiyle doğan, doğunca yalnızlaşan yarının yiğitlerini getir. Uzadıkça uzayan, karardıkça kararan gecelerde, ansızın parlayan salkımlarla, aynı anda ölen yatalak dedelerini, henüz yaşını doldurmamış bebelerini getir. Getir ki, belki harekete geçer, korkudan donmuş hayat damarı insanlığın. Ama umutlanma hemen, o korku bırakmaz insanlığın peşini.

İyisimi sen savaşçılarını da getir. Henüz onaltısında döne döne savaşan, savaştıkça büyüyen, büyüdükçe destanlaşan, bütün insanlığın yükünü yüklenen “elleri ve pazuları öpülesi” kahramanlarının, birer tablo olup gökyüzüne renk veren mübarek cesetlerini de getir. Belki kendi varlığından utanır insanlık. Belki kendini nimet gören zavallı insanlar yeniden adam olmayı öğrenir.

Ve sen! Ey reel politik safsatasına kendini kaptıran yüreği taşlaşmış insanlık! Ey kendi karanlığında ışığa mersiyeler dizen çağdaş Samiriler! Ey tarihe, çağlara, bütün kutsallara, bilge çocuklara tepeden bakan zavallı İnsanlık! Gazze bir örnektir. Gazze binlerden bir tanedir. Gazze ne ilk ne de sondur.

Sorun Sensin. Kendine bakışındır. Kendine ve çocuklarına yüklediğin anlamdır.

Ezilen, harap olan Gazze değil, küçülen, komikleşen, değersizleşen, yerlerde sürünen Senin Onurundur.

Kaldıracak mısın?

Bengin Boti
Haksöz Haber

Eski Yazılar »

Theme: Silver is the New Black. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.